Bazı ayrılıklar vardır; üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin tam olarak kapanmaz. Joey Jordison ile Slipknot arasındaki kopuş da bence tam olarak böyle bir yerde duruyor. Çünkü bu hikâyeye sadece bir grup içi ayrılık gibi bakmak yetmiyor. Ortada, bir grubun kendi kimliğini oluşturan en önemli parçalardan biriyle bağını kaybetme biçimi var.

Joey, Slipknot için yalnızca iyi bir davulcu değildi. Grubun ilk dönemindeki o kontrolsüz gibi görünen ama aslında çok iyi inşa edilmiş öfkesinde onun izi vardı. Slipknot’ın sertliği, paniği, temposu ve saldırgan ruhu konuşulurken Joey’den bağımsız bir şey anlatmak zaten kolay değil. Bu yüzden onun gruptan kopuşu, hayranların gözünde hiçbir zaman sıradan bir kadro değişimi gibi durmadı. Sanki bir müzisyen eksilmemiş de, grubun karakterinden bir parça yerinden sökülmüş gibi hissedildi.
Bu olayın hâlâ bu kadar konuşulmasının nedeni de sadece ayrılığın yaşanmış olması değil. Asıl mesele, bunun nasıl yaşandığı. Dışarıdan bakınca Slipknot cephesinde hep mesafeli, kapalı ve eksik bırakılmış bir dil vardı. Joey tarafında ise daha kırık, daha kişisel, daha yalnız bir ton hissediliyordu. Tam da bu yüzden insanlar yıllardır yalnızca “neden ayrıldılar?” sorusunu sormuyor. Daha çok, “neden bu kadar kötü bir şekilde koptular?” diye düşünüyor.
Bence Joey olayı tam burada siyah-beyaz olmaktan çıkıyor. Evet, Shawn Crahan ve Corey Taylor’ın grupta belirleyici figürler olduğu hissi çok güçlü. Bu yüzden hayranların önemli bir kısmı, Joey’nin gidişinde de karar merkezinin o tarafta olduğunu düşünüyor. Ama buna rağmen meseleyi sadece ego, iktidar ya da perde arkası güç savaşı diye okumak bana eksik geliyor. Çünkü Joey’nin yaşadığı süreçte sağlık problemi, fiziksel düşüş, geçmişten gelen bazı şüpheler ve grup içindeki gerginlikler birbirine karışmış gibiydi. Yani bu, dışarıdan tek cümleyle çözülebilecek kadar basit bir kırılma değildi.
Belki de en acı taraf buydu. O dönem kim neyi tam olarak anladı, neyi yanlış yorumladı, neyi korkuyla karşıladı, bunu hiçbir zaman bütün açıklığıyla öğrenemedik. Ama elde kalan his şu oldu: ortada sadece zor bir karar değil, aynı zamanda kötü yönetilmiş bir insan hikâyesi vardı. Bir grup, yoluna devam etmek için sert bir karar almış olabilir. Bu anlaşılır. Fakat Joey Jordison gibi grubun temel taşlarından biri olmuş bir isme bunun daha açık, daha insani ve daha onurlu bir şekilde anlatılması gerekirdi.
Zaten insanın içine en çok oturan kısım da burada başlıyor. Çünkü Joey dediğin kişi, Slipknot’ın sadece sahnedeki yüzlerinden biri değildi. O, grubun erken dönem çılgınlığını ritme dönüştüren adamlardan biriydi. Böyle bir figürün hikâyesi sessizlikle, mesafeyle ve kırık açıklamalarla kapanınca, olay doğal olarak sadece müzikal olmaktan çıkıyor. Daha duygusal, daha insani ve daha ağır bir yere oturuyor.
Bu konuda bazen hafızalarda karışan şeylerden biri de, sonraki yıllarda Slipknot’ın sergilediği sahne gücünün ya da yeni dönem konser kayıtlarının, sanki Joey’ye verilmiş bir kapanış hissi yaratması. Ama bence burada bile eksik kalan şey aynı: ortada büyük, net ve iç rahatlatan bir veda duygusu hiçbir zaman tam olarak kurulmadı. Belki de bu yüzden Joey konusu aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ tamamlanmamış bir cümle gibi duruyor.
Ben bu hikâyeye bakınca ilk olarak “kim haklıydı?” sorusunu sormuyorum. Daha çok, “kim daha insani davranabildi?” diye düşünüyorum. Çünkü profesyonel gruplar zor kararlar alır. Bazen yollar ayrılır, bazen bir dönem kapanır. Ama herkesin yerinin aynı şekilde doldurulamadığı da bir gerçek. Joey Jordison da o isimlerden biriydi. Onun ardından Slipknot devam etmiş olabilir ama Joey meselesi açıldığında hâlâ insanın içinde aynı duygu uyanıyor: burada yalnızca bir davulcu kaybedilmedi, grubun ruhundan da bir şey eksildi.
Belki Slipknot kendi açısından zor bir eşikteydi. Belki gerçekten başka türlü devam edemeyeceklerini düşündüler. Belki niyetleri tamamen kötü değildi. Ama bazı kırılmalar vardır; onları acıtan şey alınan karar değil, o kararın taşıdığı soğukluktur. Joey Jordison meselesi de benim gözümde tam olarak böyle bir yerde duruyor. Sorun sadece ayrılık değildi. Sorun, o ayrılığın insanda hâlâ yarım kalmış bir veda hissi bırakmasıydı.Çünkü hatalardan ders çıkarılabilir; günahlar ise sonsuza dek sizinle kalır.
Az bütçeli cosplay, çizgi roman koleksiyoncusu ve müziğin çeşitli yönlerindeki gizemleri arayıp sizlerle paylaşıyorum.