Bir Konserden Fazlası: Alice Cooper ile Tamamlanan Üç Yıllık Hikâye

Metal | 0 Yorum

Bazı konserler vardır; biletinizi alır, alana girer, sevdiğiniz şarkıları dinler ve evinize dönersiniz. Bazıları ise yıllar boyunca biriken anıların, tesadüflerin ve hikâyelerin bir noktada birleşmesiyle çok daha farklı bir anlam kazanır. Alice Cooper’ın Life Park’taki İstanbul konseri benim için tam olarak böyle bir geceydi.

Her zamanki alışkanlığımla sabahın erken saatlerinde alandaki yerimi aldım. Benim gibi sahne önünü garantilemek isteyen yaklaşık 10-15 kişi daha vardı. Ancak gün, oldukça yoğun bir yağmurla başladı.Saatler ilerledikçe ıslanmamak neredeyse imkânsız hale gelirken organizasyon ekibinden Tolga Ertuna’nın gösterdiği incelik, günün ilk unutulmaz anlarından biri oldu. Yağmur altında bekleyen bizleri kendi çalışma alanlarına davet ederek korunmamızı sağlaması, belki sahnedeki ışıklar kadar görünür değildi ama organizasyonun katılımcılara verdiği değeri göstermesi açısından son derece anlamlıydı. Konserler yalnızca sahnede yaşanmaz; bazen hafızada kalan en güzel detaylar müzik başlamadan önce yaşanır.

Günün ilerleyen saatlerinde Life Park yavaş yavaş dolmaya başlarken sahne de Türk rock müziğinin önemli isimlerini ağırlıyordu. Direc-T, Ogün Sanlısoy ve Kargo, gecenin temposunu adım adım yükseltti. Farklı dönemlere damga vurmuş bu isimlerin aynı etkinlikte yer alması, geceyi yalnızca bir Alice Cooper konseri olmaktan çıkarıp gerçek bir rock buluşmasına dönüştürdü. Kargo’nun yıllardır dillerden düşmeyen şarkıları, Ogün Sanlısoy’un sahne hakimiyeti ve Direc-T’in yarattığı nostalji, seyircinin daha ana sahne başlamadan konser moduna girmesini sağladı.

Bu konseri benim için özel kılan bir başka detay ise yıllar öncesine dayanıyordu. Hollywood Vampires Turkey sayfasını yönettiğim dönemde Tommy Henriksen ile iletişim kurma şansı yakalamıştım. Aradan üç yıl geçti. Açıkçası beni hatırlamasını beklemiyordum. Bu yüzden konser günü telefonuma düşen “Alana geliyorum, görüşelim.” mesajını gördüğümde birkaç saniye ekrana baktığımı hatırlıyorum.Rock dünyasında binlerce insanla tanışan bir müzisyenin yıllar sonra sizi hatırlaması gerçekten çok özel bir his.

Tommy’nin bu samimiyetini yalnızca ben yaşamadım. Konser öncesinde ve sonrasında Ryan Roxie ile birlikte yanlarına gelen birçok hayranla fotoğraf çektirmeleri, sohbet etmeleri ve zaman ayırmaları da onların sahne dışındaki karakterlerini ortaya koyuyordu. Büyük müzisyenleri büyük yapan şey bazen yalnızca sahnedeki performansları değil, insanlara nasıl davrandıklarıdır.

Ve sonunda beklenen an geldi.

Işıklar söndüğünde, yıllardır fotoğraflarda ve videolarda gördüğümüz o figür sahneye çıktı. Alice Cooper.

Alice Cooper’ın 78 yaşında olduğunu herkes biliyor. Ben de biliyordum. Ancak sahneye çıktıktan birkaç dakika sonra bu detay tamamen önemini yitiriyor. Çünkü 78 yaşında bir sanatçının bu seviyede performans göstermesi başlı başına etkileyici bir olay. Ancak sahneye çıktığı andan itibaren yaş yalnızca bir sayıdan ibaret hale geliyor. Sahne hakimiyeti, seyirciyle kurduğu bağ, karakter geçişleri, teatral anlatımı ve bitmek bilmeyen enerjisiyle neden rock tarihinin yaşayan efsanelerinden biri olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Aslında Alice Cooper konserlerini sadece konser olarak tanımlamak haksızlık olur. Bu bir sahne gösterisi, bir tiyatro oyunu ve bir rock konserinin kusursuz birleşimi. Yıllardır videolardan izlediğimiz giyotin sahneleri, karakter değişimleri, korku filmi estetiğini andıran görsel unsurlar ve şovun her anına yayılan teatral atmosfer canlı olarak deneyimlendiğinde çok daha etkileyici bir boyuta ulaşıyor. Bu kadar uzun bir kariyerin ardından hâlâ aynı tutkuyu ve özeni koruyabilmek gerçekten hayranlık uyandırıcı.

Elbette bu gösterinin başarısında grubun payı da son derece büyüktü.

Tommy Henriksen her zamanki gibi grubun görünmeyen motorlarından biriydi. Sahnenin her köşesini kullanan enerjisi, geri vokalleri ve bitmek bilmeyen hareketliliğiyle gösterinin temposunu sürekli yukarıda tuttu.

Ancak gecenin dikkat çeken isimlerinden biri de hiç şüphesiz Anna Cara oldu.

Açıkçası Anna Cara’yı sahneye çıkmadan önce yalnızca röportaj yaptığım genç ve yetenekli bir gitarist olarak tanıyordum. Ancak sahnedeki performansını izledikten sonra neden Alice Cooper gibi bir ismin onu tercih ettiğini anlamak hiç zor olmadı. Henüz 22 yaşında olmasına rağmen böylesine büyük bir sahnede, böylesine deneyimli müzisyenlerle birlikte performans sergilemek herkesin başarabileceği bir şey değil. Üstelik bunu yalnızca teknik anlamda değil, sahne hakimiyeti açısından da son derece başarılı bir şekilde yaptı. Kendinden emin tavrı, enerjisi ve özgüveniyle gecenin öne çıkan isimlerinden biri olmayı başardı. Bir tarafta rock tarihinin en önemli figürlerinden biri olan 78 yaşındaki Alice Cooper, diğer tarafta kariyerinin henüz başındaki 22 yaşındaki Anna Cara vardı. Aralarındaki onlarca yıllık yaş farkına rağmen ikisinin de aynı tutkuyla sahnede yer alması, müziğin nesiller arasında nasıl bir köprü kurabildiğinin en güzel örneklerinden biriydi.

Konser boyunca seyircinin enerjisi de dikkat çekiciydi. Farklı yaş gruplarından insanlar aynı şarkılarda buluşuyor, yıllardır dillerden düşmeyen klasiklere hep bir ağızdan eşlik ediyordu. Bir yanda Alice Cooper’ı gençlik yıllarında dinlemeye başlamış hayranlar, diğer yanda onu ilk kez canlı izleyen genç müzikseverler vardı. Ancak şarkılar başladığında yaş farklarının hiçbir önemi kalmıyordu.

Gece sona erdiğinde geriye yalnızca başarılı bir konser kalmamıştı.

Tüm bunlar birleştiğinde ortaya sadece bir konser değil, uzun yıllar boyunca hatırlayacağım bir hikâye çıktı.

Life Park’tan ayrılırken aklımda yalnızca çalınan şarkılar yoktu. Sabahın erken saatlerinde başlayan yağmur, organizasyon ekibinin ince davranışları, Türk rock sahnesinin değerli isimleri, yıllar sonra Tommy Henriksen ile yeniden karşılaşmak, sahnede devleşen Anna Cara ve 78 yaşında olmasına rağmen binlerce kişiyi kendine hayran bırakan Alice Cooper vardı.

O gece bana bir kez daha şunu hatırlattı: Bazı konserler sadece izlenir, bazıları ise yıllar boyunca anlatılacak bir hikâyeye dönüşür.

Alice Cooper’ın İstanbul konseri benim için tam olarak böyle bir geceydi.

Kapak Fotoğrafı: Cem Gültepe

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir