The Boys: Gürültü Çoktu, Ruh Yoktu

Dizi / Tv | 0 Yorum

2019 yılında ekranların başına geçtiğimiz The Boys, sonunda final gösterimiyle kapanışını yaptı. Şimdi ise akıllarda tek bir soru var: Biz ne izledik?

Gerçekten 4 sezon ve 2 sezon Gen V izledikten sonra buna değdi mi?

Siz cevap vermeden ben cevabı vereyim: Kesinlikle, büyük harflerle, HAYIR!

Dizinin hakkını yemeyelim; başlangıç gerçekten çok iyiydi. Billy Butcher ve Hughie Campbell gibi karakterlerin motivasyonları, sistemin çürümüşlüğü, süper kahraman kültürünün karanlık tarafı derken ortaya ciddi anlamda farklı bir iş çıkmıştı. Özellikle Homelander karakterinin güç uğruna yaptığı delilikler, izleyiciye sürekli şu soruyu sorduruyordu: “Bu adamı kim durduracak?”

Ve dürüst olmak gerekirse bir dönem bunu inanılmaz iyi taşıdılar.

Özellikle Herogasm gibi bölümler, dizinin ne kadar kontrolden çıkabileceğini gösterirken aynı zamanda gerilim hissini de yükseltiyordu. Ardından Soldier Boy karakterinin gelişiyle birlikte işler yeniden ciddileşti. Homelander’ın ilk defa gerçekten korktuğunu görmek, dizinin uzun zamandır ihtiyacı olan o tehdidi geri getirmişti.

Ryan olaylarından sonra Butcher ve Soldier Boy’un geçici de olsa aynı tarafta durması, ardından Homelander’ın artık tamamen kontrolden çıkacak bir noktaya ulaşması hem dizi içinde hem de izleyici tarafında büyük bir korku yaratmıştı. Çünkü ilk kez “Bu iş gerçekten felakete gidiyor” hissini alıyorduk.

Ama işte tam burada dizi kendi ayağına sıkmaya başladı.

Araya Gen V serpiştirildi. Yeni karakterler tanıtıldı. Özellikle Marie Moreau karakterini öyle bir anlattılar, öyle bir “pushladılar” ki sanırsın evrenin geleceği bu karakterin üzerine kurulacak. Kız resmen kan büküyor. Dizinin kendi kurduğu evrende bu kadar güçlü bir karakter doğal olarak Homelander için büyük bir tehdit olarak gösterildi. Hatta bu yüzden esir tutuldu.

Peki finalde ne oldu?

Neredeyse hiçbir şey.

Karakteri bir kez gördük, görmedik. O kadar build-up’ın, o kadar hazırlığın, o kadar “geleceğin ana oyuncusu” hissinin sonunda elde kalan şey koca bir boşluk oldu. Gerçekten insan şunu soruyor: Madem hiçbir yere bağlamayacaktınız, bize bunu neden izlettiniz?

Ve asıl problem burada başlıyor. Çünkü dizi bir noktadan sonra hikâye anlatmayı bırakıp sadece “an” satmaya başladı. Şok sahneler, viral olacak görüntüler, meme çıkacak reaksiyonlar derken olay örgüsü tamamen parçalandı.

İlk sezonlarda çılgın sahneler hikâyenin doğal sonucuydu. Şimdi ise hikâye, sosyal medyada konuşulacak sahnelere ulaşabilmek için yazılıyor gibi hissettiriyor. Bir noktadan sonra The Boys kendi formülünün kurbanı oldu.

Homelander ilk sezonlarda ekrana girdiğinde atmosfer değişiyordu. Şimdi ise çoğu sahnede internet reaction memesine dönüşmüş durumda. Korku hissi yerini tekrar hissine bıraktı.

Soldier Boy tarafında yaşananlar da bunun en büyük örneklerinden biri. Karaktere ihanet edildi, kullanıldı, yıllarca manipüle edildi. Buna rağmen final tarafında yaşanan diyaloglar ve kararlar o kadar zorlama hissettirdi ki insanın aklına direkt şu meşhur “Martha” sahnesi geliyor. Adam yıllarca Homelander’dan nefret ediyor, onun nasıl bir canavara dönüştüğünü görüyor ama bir anda “Senin bunu yapmanı isterdi” tarzı bir konuşmayla fikrini değiştiriyor. Resmen karakter motivasyonları değil, senaryonun ihtiyaçları konuşuyordu.

Ardından V1 verilerek Homelander’ın tekrar güç kazanması da ayrı bir saçmalığa dönüştü. Abi biraz tutarlılık olsun ya. Bu karakterler yıllardır birbirlerini parçalamaya çalışıyor.

Final sezonunun en büyük problemi de buydu zaten: Kimseyi öldüremediler, hiçbir şeyi tam bitiremediler ve her şeyi aynı sezona sıkıştırmaya çalıştılar. Sürekli büyük olay olacak hissi yaratıldı ama sonuç kısmında hep geri adım atıldı.

Dizi yıllardır “kimse güvende değil” havası satıyor ama ana karakterlerin plot armor’ı artık Marvel seviyesine geldi. Her sezon dünyanın sonu geliyor deniyor, sonra herkes bir şekilde kurtuluyor.

Ve işin en garip tarafı, yıllardır evrenin en büyük tehdidi gibi yazılan Homelander’ın finali bile olması gerektiği kadar ağır hissettirmedi. Çünkü dizi o karakteri korkutucu bir figürden çok, tekrar eden bir kaos aracına dönüştürdü.

Ve dürüst olmak gerekirse bazı duygusal sahneler de artık çalışmıyordu. Özellikle Kimiko Miyashiro tarafında yapılan bazı anlar resmen “bakın şimdi üzülmeniz gerekiyor” diye bağırıyordu. Hatta bazı sahnelerde sırf duygusal etki yaratabilmek için karakter dengeleri bile zorlandı. Homelander gibi bir karakterin yaşadığı bazı anlar doğal hissettirmek yerine, senaryonun dramatik yükünü taşımak için yazılmış gibiydi. Ama ortada yeterli duygusal ağırlık kalmadığı için sahneler etki yaratmak yerine yapay durdu.

Bir diğer büyük hayal kırıklığı ise Victoria Neuman karakterinin harcanış biçimiydi. Aylarca, sezonlarca büyütülen politik tehdit, güç savaşı ve psikolojik gerilim bir anda kenara atıldı. Dizinin en tehlikeli karakterlerinden biri gibi gösterilen bir figürün bu kadar acele ve etkisiz harcanması gerçekten inanılmazdı.

Gen V bir genişleme değil, resmen zorunlu ara görev gibiydi. İzleyiciye “bunlar final için çok önemli” hissi verildi ama final geldiğinde çoğu karakter dekor gibi kaldı.

En kötü tarafı ne biliyor musunuz?

Bu dizinin gerçekten potansiyeli vardı

Bir dönem süper kahraman janrasını parçalayacak kadar cesur, rahatsız edici ve farklı bir iş izlediğimizi düşündük. Sistem eleştirisi vardı, korku vardı, karakterlerin vereceği kararların sonuçları vardı. Özellikle Homelander gibi bir karakter üzerinden güç, ego ve toplum manipülasyonu inanılmaz işleniyordu.

Ama sezonlar ilerledikçe The Boys kendi kurduğu düzenin içinde kayboldu.

Şok sahneler hikâyeye hizmet etmek yerine hikâye şok sahnelere hizmet etmeye başladı. Sürekli yeni tehditler gösterildi, yeni karakterler tanıtıldı, “bu sefer her şey değişecek” hissi verildi ama finale geldiğimizde bunların çoğunun hiçbir anlamı kalmadı.

Gen V tarafında kurulan olaylar, Marie Moreau gibi karakterler, Homelander’a karşı oluşturulan büyük tehdit hissi… Hepsi ya arka plana atıldı ya da aceleyle geçiştirildi.

Dizi yıllarca bize “kimse güvende değil” hissi sattı ama final noktasında ana karakterlerin plot armor’ı artık iyice göze batmaya başladı. Bazı duygusal sahneler ise etki yaratmak yerine sadece zoraki hissettirdi.

Ve galiba en büyük problem şu oldu:

The Boys artık sistemi eleştiren bir yapım değil, kendi algoritmasının içine düşen bir yapım hâline geldi.

Daha fazla şok.
Daha fazla kaos.
Daha fazla “bakın ne kadar deliyiz” anı…

Ama daha az ruh.

Günün sonunda geriye büyük bir final değil, boşa harcanmış devasa bir potansiyel kaldı.

Ve galiba en acı tarafı da şu:Bir zamanlar sistemle dalga geçen bu dizi, sonunda kendi parodisine dönüştü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir